Bir Görüntü Ne Zaman Sanat, Ne Zaman Tehdit Olur?
Anyma’nın 12 Eylül’de İstanbul’da gerçekleştirmesi planlanan ÆDEN gösterisi, son günlerde müziğinden çok sahne görselleriyle gündeme geldi. Konserlerde kullanılan bazı figür ve semboller sosyal medyada “satanist ritüeller” ve “pagan semboller” olarak yorumlandı. Ardından İstanbul’daki gösterinin iptal edildiği yönünde haberler yayıldı. Ancak Anyma’nın resmi internet sitesinde İstanbul tarihi hâlâ yer alıyor. Dolayısıyla etkinliğin mevcut durumu konusunda farklı bilgiler bulunuyor.
Fakat tartışmanın kendisinden önce başka bir soruya bakmak gerekiyor:
Anyma’nın bu görüntüleri aslında nereden geliyor?
Çünkü sahnede gördüğümüz devasa insan bedenleri, kanatlı ve hibrit figürler, mitolojik karakterler, sütunlar, heykeller ve karanlık manzaralar İstanbul’daki tartışmayla ortaya çıkmış değil. Bunlar Anyma’nın yıllar içinde oluşturduğu görsel evrenin parçaları.
Bu evrenin önemli isimlerinden biri görsel eş-yaratıcı direktör Alessio De Vecchi. De Vecchi’nin kendi proje arşivine göre bugün Anyma ile özdeşleşen EVA karakteri 2019’da tasarlanmaya başladı; daha sonra LILITH olarak kullanılan karakterin temeli de 2019’da, Anyma projesinden önce geliştirilmişti. Bu karakterler sonradan Anyma evrenine taşındı. De Vecchi ayrıca ÆDEN’in görsel ve anlatısal mimarisinin oluşturulmasında merkezi rol oynadı.
Dolayısıyla bugün gördüğümüz estetik, sonradan eklenmiş tek bir “karanlık” konsept değil. Önceden kurulmuş bir görsel dilin devamı.
Peki bu dilin kaynakları neler?
Anyma’nın kurucusu Matteo Milleri, görsel dünyasını anlatırken Michelangelo ve Rönesans, klasik heykeller, anime ve manga, robotik ve bilimkurgu gibi birbirinden farklı kaynakların kendisini etkilediğini anlatıyor.
Bu bağlantıyı insan bedenlerinde görmek mümkün.
Rönesans sanatında insan bedeni yalnızca anatomik bir konu değildi. İdeal oran, güzellik, güç ve insanın potansiyeliyle ilişkilendiriliyordu. Michelangelo’nun David heykelinde gördüğümüz idealize edilmiş erkek bedeni bunun en bilinen örneklerinden biri.
Anyma’nın heykelsi figürlerinde ise bu beden başka bir aşamaya taşınıyor: İdeal insan bedeninin içine teknoloji yerleşiyor.
Mermerin yerini dijital yüzeyler, anatomik bedenin yanına mekanik parçalar ve organik yapının yanına makine geliyor.
Rönesans’ın “ideal insanı”, burada teknoloji çağının insanına dönüşüyor.
Fakat Anyma yalnızca klasik heykel geleneğinden yararlanmıyor. Görsel evrenin diğer önemli kaynağı mitoloji.

Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Medusa.
Bugün Medusa çoğunlukla yılan saçlı, korkutucu bir yaratık olarak biliniyor. Fakat Antik Yunan sanatındaki Medusa bundan daha karmaşık bir figür. Metropolitan Museum of Art’ın çalışmalarına göre Gorgon yüzü yalnızca korku üretmek için kullanılmıyordu; aynı zamanda kötülüğü uzaklaştırdığı düşünülen koruyucu, apotropaik bir semboldü. Üstelik Medusa’nın görüntüsü yüzyıllar içinde değişti: erken örneklerde grotesk ve korkutucu olan figür, Klasik ve Helenistik dönemde giderek daha insani ve güzel bir görünüme kavuştu.
Bu tarih önemli.
Çünkü bugün bir görüntüye bakıp yalnızca “korkutucu” demek, onun geçmişte taşıdığı bütün anlamları açıklamıyor.
Antik dünyada Medusa’nın yüzü bazen doğrudan bir koruma işareti olarak kullanılıyordu. Mezar taşlarında, mimaride, vazolarda ve çeşitli eşyalarda karşımıza çıkmasının nedenlerinden biri de buydu.
Yani aynı figür;
korku, ölüm ve tehdit
kadar
koruma ve kötülüğü uzaklaştırma
fikrini de taşıyabiliyordu.
Anyma’nın bu tür mitolojik imgeleri dijital bedenlere dönüştürmesi de burada anlam kazanıyor. Eski bir figürün görüntüsü korunurken, dünyası değişiyor.
Eskiden insan ile yılan birleşiyordu.
Bugün insan ile makine birleşiyor.

Bu bizi ÆDEN’in başka bir önemli kaynağına götürüyor: Dante.
De Vecchi, ÆDEN’in anlatısal mimarisini Dante’nin İlahi Komedyasından esinlenen bir yapı olarak tanımlıyor. Projede cennet, cehennem, düşüş, ölüm ve öte dünya gibi kavramlar geleceğin teknolojisiyle yeniden düşünülüyor. Özellikle LUCYPHER karakteri, klasik “şeytan” imgesinin basit bir tekrarı olarak değil; kendi yarattığı, hata ve bozulmayla dolu bir dünyanın içinde sıkışmış bir varlık olarak anlatılıyor.
Burada önemli olan bir başka ayrım ortaya çıkıyor.
Lucifer, Lilith, Medusa veya cehennem gibi imgelerin dini ve mitolojik çağrışımları gerçekten var.
Bu nedenle bu görüntülerin bazı kişilerde satanizm veya başka dini çağrışımlar uyandırması anlaşılabilir.
Fakat bir sembolün tarihsel olarak dini bir anlam taşımasıyla, onu kullanan sanatçının aynı inancı benimsediği sonucu aynı şey değil.
Anyma’nın yaratıcı ekibinin açıkladığı bağlama baktığımızda karşımıza tek bir kaynak çıkmıyor. Klasik heykel, Rönesans, Greko-Romen mitolojisi, Dante, bilimkurgu, anime ve insan-makine ilişkisi aynı görsel evrende birleşiyor.
Aslında Anyma’nın yaptığı şey, geçmişteki figürleri olduğu gibi yeniden üretmekten çok onların görsel dilini geleceğe taşımak.
Michelangelo’da ideal beden.
Antik Yunan’da Medusa.
Dante’de cehennem ve öte dünya.
Bilimkurgu’da insan ile makinenin birleşmesi.
Anyma’da ise bütün bunlar aynı dünyanın içinde buluşuyor.
Bu yüzden İstanbul’daki tartışmayı yalnızca bir görüntünün “satanist” olup olmadığı üzerinden okumak, görüntülerin arkasındaki daha uzun sanat tarihini görmezden gelme riskini taşıyor.
Ama tam tersine, yalnızca sanatçının kendi açıklamasına bakıp izleyicinin yaptığı dini veya kültürel okumaları da yok saymak aynı derecede eksik olabilir.
Çünkü sanat tarihinde bir görüntünün anlamı hiçbir zaman yalnızca görüntünün kendisinden ibaret değil.
Onu üreten kişi bir anlam yükler.
Kullanılan sembolün yüzyıllar içinde oluşmuş bir geçmişi vardır.
Ve sonunda o görüntü, bakan kişinin dünyasında yeniden anlam kazanır.
Belki de Anyma tartışmasının en ilginç tarafı tam olarak burada:
Bir eserin anlamını onu yaratan mı belirler, yoksa ona bakan kişi mi?
Kaynaklar: DJ Mag, Alessio De Vecchi, The Metropolitan Museum of Art, Vogue, Sphere Entertainment Co., Radio X