Levent Oyluçtarhan; “BİLDİĞİM TEK BİR GERÇEK VAR SON NEFESİME KADAR RESİM YAPACAĞIM…”
Resimleri gibi renkli ve güzel kişiliği ile Levent Oyluçtarhan ile görüştük, Sanatını anlamaya ve öğrenmeye çalıştık! Tüm hayatını resim yapmaya adayan nadir ressamlardan biri Levent Oyluçtarhan. Bir proje kapmasında bir araya gedik ve resimleri gibi renkli bir söyleşi yaptık.
Röportaj: Fedai Çakır
Sanata bakış açınızı ve resimleriniz de nelere değindiğinizi anlatır mısınız?
Öncelikle resim anlayışımdan bahsetmek istiyorum, çoğu sanatçı ilk başta bir araştırma yapar ve bir konu üzerine resim yapar. Şu ana kadar benim tarzım neydi? Önce resmi yapıp, bilinç sürecimi serbest bırakıp ortaya çıkan resmi bir temellendirme sürecine girerdim, hikaye resimden sonra gelirdi bana… Bu proje ile birlikte farklı bir durum oldu, yaptığım resimler dediğim gibi gerçek hayattan kopuk resimler değil, bir şiddet olayı, bir güzellik, daha güzel bir dünya arayışı her zaman resimlerime yansırdı. Derinlemesine bakıldığı zaman görülebilir.

Bu projeyle birlikte konuyu düşünce süzgecimden geçirdim.
sanatın şöyle bir durumu var; hikayeyi bütün gerçekliği ile anlatmak, insanlara bir konuyu dikte etmek gibi bir şey olur. Sanatın güzel yanı insana, sadece o duyguyu vermek, tamamen fazlalılıkları arındırıp hikayenin özü, yarattığı duyguyu hissettirmek… Bu süreç üzerinde çok düşündüm, resimlerimle bağdaştı aslında. Resimlerimde bir parçalanma durumu, bir kaos durumu var… Bir süre baktıktan sonra o kaos durumu bir kenara gidip, soğuk renklerle, sakin renklerle insana rahatlama duygusu yarattığını düşünüyorum. Çok fazla genel çerçeveye alıp kişilerin bakış açısını sınırlandırmak istemiyorum. Sanatın güzel yanı özgürlüktür aslında.
Her sanatçının özgür olması, her izleyicinin düşüncelerinin özgür olması önemlidir
Bir objeyi tanıtmak, bir insana kabul ettirmek, aldırmak istemiyoruz burada, biz burada insana bir hikayeyi, duyguyu hissettirmek istiyoruz bunun temelinde bu var… Tabii resmin temelde anlattığı şey benim için çok önemli, bundan sonra her bakan kendi düşünce süzgecinden geçirerek bir şeyler görmeli tabii ama burada biz küçük küçük ipuçları veririz resimde… Çok fazla dayatma olmadan, çok fazla dikte olmadan, küçük noktalar verip, küçük çağrışımlar yapacak formları kullanırız… Bunları renklerle de yaparız, daha doğrusu ben kendi resimlerim için böyle diyebilirim.
Bir de bunların yanı sıra çok daha sakin, biraz daha telaşı alan ve insanda biraz daha serin duygular uyandıran renklerde var. İlk başta bunları söyleyebilirim zaten resim dediğiniz şey ilk başta renkler ile insanın dikkatini çeker. Ben bu can alıcı renkleri dikkat çeksin diye ilk başta kullanırım… Bir süre baktıktan sonra hikâyenin içine girilir. Bu renkleri yerli yersiz kullandığınız zaman insanı rahatsız edebilir, gözleri acıtabilir ama dediğim gibi ilk başta girip sonra rahatlatacak formlar, çizgiler kullanıyorum…
Mesela tekrar denilen şey insanı çok rahatsız eder, tekrar; durağındır, rutindir… Benim resimlerimde birçok yerde tekrar görülebilir ama bununla beraber tekrarların bir aradalığı, tekrarlara zıt gelecek farklı tekrarların bir arada olması insana bir rahatlama duygusu veriyor, bir güvenlik hissi gibi… Sanki ayağım yere basıyor hissi gibi…
Resmim çok küçük bir denge içerisinde her an her şey olabilir hissi uyandırmasını istiyorum, insanda bir tedirginlik duygusu uyandırırken bununla beraber yere sağlam basan yerleri de var… Sonuçta hava da olsam bile ayaklarımın üstüne düşeceğim der gibi küçük formları yerleştirme amacı güdüyorum. Yani bir konuyu düşünüp, o konuyla ilgili resim yapmak aslında keyifli bir süreç. Daha önceden yaptığım resimlerde direkt adını koyduğum bir konu olmuyordu, gündemde görsel olarak nelerden beslendiğime göre resimlerim değişiyor, baktığım her yerde resmime ait, resmime yakışacak bir form, biçim, doku ararım… Tabii ki kültürel anlamda da beslenirken de bir şeylerden esinleniriz, bir referans noktam olmadan resim yapıyorum desem yalan olur. Referans noktası önemli bir konu, insana yön verecek, esinlenmesini sağlayacak şey budur bence.
Bundan sonra ki resimlerimde bazı konuları kendime dert edineceğim;
Daha çok düşünüp o konuyla ilgili kafa yorup “ acaba ben bu konuyu ele alsam nasıl resimler çıkar” dediğim projelerim olacak… Sonuçta bir sanatçının her ürünü kendinden bir iz taşır, her ne kadar bir temayla ilgili resim yapmıyorum dese de sanatçı, sonuçta gündeminde ne vardır, en çok neye maruz kalıyordur, en çok gündemde ne konuşuluyordur, arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde nelerden konuşuyordur, felsefeden mi? Sanattan mı? Siyasetten mi? Hayattan mı? Nelerden konuşuyorsan, ürünler ister istemez ona çıkıyor.
Dediğim gibi bu resimleri yaparken, yeri belliydi, proje belliydi, tema ve hikâye belliydi… Önleyici sigortadan, bir şeyi önlemekten, önlem almaktan, bir şeyi garanti altına almaktan bahsettiren bir sohbet geçti aramızda, bu konu üzerine ben de düşündüm, böyle bir resim nasıl çıkar dedim. Yavaş yavaş kurgumu ona göre oluşturdum, birçok resim de olduğu gibi bu resimde de hikâye var, hikâyenin büyük bir kısmı sanatçının kendini ilgilendirir, diğer kısmı ise izleyiciye verilen küçük ipuçları, referanslarla birlikte ve isimle beraber izleyici o doğrultuda onu temellendirmek ve anlamak aramak üzerine ilerler…

Zaten sanatın en güzel yanı bu, bir düşünce sürecini başlatmaktır.
Kimisi diyecek ki “evet burada bunu görüyorum”, kimisi de diyecek ki “aa nerede gibi” sorular soracak, sanatın temeli bu bir düşünce süreci başlatmak… Bu resim üzerine üç aydır çalışıyorum yaklaşık olarak zaman zaman tabii ki ara verdiğim süreler oldu, sabahtan akşam iki- üçe kadar çalıştığım zamanlar oldu… Kolay bir resim değil her yerde on kat boya var belki bazı yerlerde daha fazla boya var… Mecburen bu kadar boyamak zorundayız ki ışık aslı güçlü olsun, rengin solmasın diye… Bu kadar emek verdiğim şeyin, kötü malzeme kullanarak, yanlış malzeme kullanarak yıpranmasını istemem… Burada benim en çok dikkat ettiğim şey, kaliteli ve düzgün malzeme kullanmak… Bu kadar emeğimin boşa gitmemesi benim için çok önemli…
Eğitim sürecini bir kenara bırakırsak, sanat yürüyüşümde başıma bir sürü şey geldi.
Bazı zamanlar boyalar döküldü, bazı dönemler boyalar soldu ya da karardığı dönemler oldu ama aynı hataya düşmemek için, resim yapma sürecimin ekstra artmaması için önceden önlem almak iyidir dedim… Nedir önlem almak? Daha kaliteli malzeme kullanmak, malzemenin diğer malzemeler ile birleştiği zaman ne gibi sonuç olacağını düşünmek… Bir öngörü çok önemli. Her sanatçı ister ki kendi bu dünyadan gittikten sonra resimleri, yüzlerce, binlerce yıl kalsın, ismi kalsın insanlar bu resimlere bakıp o enerji ile hayatlarına yön versin ister. Benim de hedefim büyük olduğu için, bunları da düşündüğüm için kendi önlemlerimi alıyorum. Resmimde titizlik ile çalışıp, doğru malzemeleri kullanıp en son üzerine koruyucu bir vernik atmak suretiyle resmimi bitiriyorum… Bunun dışında resmimi alacak kişilere, resmimi nasıl koruyacakları, nasıl saklayacakları hakkında da tavsiyelerde bulunuyorum. Çünkü her resmim benim için bir emek, benden bir parça taşıyor. Bunun için resimlerimin benden sonra da nasıl korunacağını, nasıl kalacağını düşünmek benim için çok önemli.
Corpus Sigorta’nın ressamlarla birlikte yaptığı bu proje hakkında ne düşünüyorsunuz?
Böyle projeler sanat için sanatçı için çok önemli bence Corpus Sigorta’nın bu projeyi başlatması, iş ile beraber, güncel hayat ile beraber sanatı bir araya getirmesi çok takdir edilesi bir şey bundan dolayı teşekkür ediyorum. Sanat insanların hayatında var olduğu sürece insanların hayatını belli bir estetik düzeye getirir. Mağara döneminde bile insanlar duvarlara resim çiziyordu tabii o zaman işlevsel bir durumu vardı, belli bir dönemden sonra insan temel ihtiyaçlarını karşılayıp, güvenliğini sağladıktan sonra hayatına değer katacak farklı arayışlara girerler, Corpus Sigorta’nın dikkat çekmek istediği nokta, sanatı da işin içine sokması bence çok güzel ve beni ayrıca sevindirdi. Bana da bu projeyle birlikte resme farklı bir açıdan yaklaşma fırsatı verdiği için çok mutlu oldum.
Resim çizmeye nasıl başladınız?
Kendimi bildim bileli resim yapıyorum, küçük yaştan itibaren… İlkokulda çok haylaz, yaramaz bir çocuktum, bir tek resim yaparken uslu duruyormuşum ki boyaları verip, kâğıdı önüme serip tutuyorlardı. Bunaldığım zaman, sıkıldığım zaman kendimi özgür hissetmek için o zamanlardan beri resim yapıyorum. İlkokul birinci sınıftan hatırlıyorum çok fazla derse odaklanamazdım, çok küçük yaşta okula başlamıştım, bir ara boşluk oldu orta ikinci sınıfta okulu bırakma durumum oldu, birçok işte çalıştım, askere gittim geldim. Askere gidip geldikten sonra ortaokul ve lise diplomamı alıp 2004 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine, resim eğimi almak için geldim. Birçok meslekte çalıştıktan sonra, hayatı öğrendikten sonra bir de eğitim almanın nasıl bir şey olduğunu merak ettim. O zamanlar üniversiteye gitmedim, ortaokulda okulu terk ettim okulu sevmiyordum ama kitap okumayı çok seviyordum. Askerde kendimi çok eksik hissediyordum, bir açığı kapatmak istiyordum, çok kitap okuyup çok mektup yazıyordum eşe dosta… Bu bende okumanın nasıl bir şey olacağını, üniversiteye gitmenin nasıl bir şey olacağı sorusuna yönlendirdi… O zamanlar resim yapıyordum ama resim bölümüne gideceğimi, resim bölümü olduğunu aklımın ucundan bile geçirmiyordum doğruyu söylemek gerekirse… Felsefe, sosyoloji bölümü gibi bir sosyal bölüm tercih edeceğimi düşünüyordum o dönemler ve resim benim için hobi gibiydi. Daha sonra askerden geldikten sonra bir süre bir boşluk dönemim oldu ve daha çok resim yapmaya başladım, o zamanlar bir arkadaşım bana Van Gogh’un Theo’ya Mektuplar kitabını verdi, o benim hayatıma çok yön verdi… Çünkü yaşınız kaç olursa olsun resim sanatına başlayıp bir yerlere gelmek, sanat tarihinde güzel yapıtlar bırakma şansım olabileceğini düşükten sonra… Ben hiçbir başka bölüm okumayacağım, resim bölümüne girip çalışmalarımı sürdüreceğim. Felsefe sadece sözcüklerle yapılmaz diyordum o zamanlar kendimce, o toy düşüncelerimle… Ben biçimleri, renkleri bir araya getirerek insanlara bir şeyler hissettirmeyi, tattırma düşüncesi ile kendimi Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde, Resim bölümünde buldum. Tek tercihim resimdi, ne istediğimi çok iyi biliyordum. Belli bir yaştan sonra üniversiteye gelmenin bana en büyük katkısı buydu… Hem hayatı gördüm hem birçok yerde çalıştım hem de okullu olmanın nasıl bir şey olduğunu, akademik eğitim almanın bu temele oturmanın ne kadar mühim olduğunu fark ettim… O zamanlarda resim yapıyordum ama üniversiteden sonra resim algım çok değişti.
Resim sizce nasıl yapılır?
Resim yapmak, ortaya bir eser çıkartmak insanın bakış açısıyla paralel devam ediyor yani nasıl hiç mahallesinden, köyünden çıkmamış bir insan dünyayı kendi muhiti gibi zanneder,sonra başka köylere, şehirlere, ülkelere gider o zaman fark eder aynı olmadığını… Resim anlayışımda benim bu şekilde gelişti… Daha önceleri barok dönem, klasik dönem resimlerine hayranlıkla bakardım hep öyle bir ressam olmak isterdim. Picasso’yu hiç sevmezdim, neden sevmiyordum? Belki de anlamadığım içindi herhalde… Salvador Dali’yi kendime daha yakın hissediyordum, daha anlaşılır sürrealist, gerçeğin dışında bir dünyayı bize anlatıyor Dali ama sonuçta oradaki formlar daha anlaşılabilir, bir mekan, figür, bir boşluk… Picasso’yu anlamak bana çok zor geliyordu, parça parçaydı… Tabii işin içine girince onların röprodüksiyonunu yapınca onları anlamaya başladım… Bununla beraber birçok müze gezdim, birçok sergide bulundum, çokça gezdim. Birçok resim tarzı denemem oldu ve geldiğim yer burası. Bende gerçekten dünyadan çok kopmuyorum ama gerçek dünya değil de kendi dünyamdaki imgeleri, kendi dünyamdaki biçimleri bir bütün haline, kompozisyon haline getirip izleyicilere sunuyorum. Günlük hayatım hep resim ve resimle birlikte tabii ki müzik ile geçiyor. Tabii ki müziksiz olmuyor, geçtiğimiz dönemlerde bir köy evine yerleşme fırsatım oldu, geçtiğimiz iki üç yaz boyunca… Doğanın tam göbeğindeyken, içindeyken müziği çok aramadığımı fark ettim. Tabii kafamda yine bazı sesler vardı, kuş cıvıltılarından tutunda rüzgarın sesine kadar, bahçe hayvanlarının sesine kadar birçok ses bana müzik gibi geldi. Şehirde daha çok müziği istiyorum, belki de müzik kendimizi daha çok doğa da hissettiriyor, o boşluğu telafi etmek için mi var?
Nedenlerini çok fazla araştırmadım ama müziksiz olmaz.
Sabah uyanır uyanmaz TRT3 ‘deki klasik müzik programından tutun, türküye kadar. Canlı müzikten tutun, klasik müziğe kadar birçok müzik zevkim var. Seçici değilim birçok müzik türünü seviyorum yalnızca popüler müzikler çok fazla beni rahatsız ediyor ve gürültü gibi geliyor… Onun dışında müzik var, kitap var hayatımda… Bu aralar kitap okuyamıyorum ama neyse ki podcastler var… Teknolojinin avantajı.
Resim yaparken müziği kapattığım zaman, okumak istediğim kitapları dinliyorum bu da benim için telafi oluyor. Ayrıca bana bir katkısı oluyor kendimi geliştirmek için bir fırsat sunuyor. Tabii ki her günüm resim, bunu anlatmak için söylememe gerek olduğunu düşünmüyorum. Bu işe hayatımı adadığım için çok mutlu oluyorum resim yaparken, resimsiz bir gün düşünemiyorum. Mecburen seyahate gittiğimde, arkadaşlarla çıktığım zaman uzak duruyorum ama o zaman da küçük eskiz kâğıtlarına bir şeyler çizip karalıyorum.
Sanata, hayata başlarken bir yerde başlarız ve merakımız bizi başka başka yerlere götürür… Başka yerde hayat nasıl sürüyor, başka yerde insanlar nasıl yaşıyor, başka yerin ağacı çiçeği nasıldır diye bakmak isteriz… Sanat dünyasında da bu böyle sadece kendi çevreme bakmak istemedim, tabii dünyanın her yerinde insanlık hâkim, dünyanın her yerinde yaşam olduğunu biliyoruz. Ben de resimlerimi bir noktada sınırlandırmak değil de, resimlerimin tüm dünyaya açılmasını çok istiyorum. Bu isteğimde yavaş yavaş olmaya başladı herhalde insan hedeflerine istese de istemese de bir şekilde ulaşabiliyor…
Norveç’te Galleri Amare’de şu an resimlerim satılıyor.
Bir resim hocam sayesinde dört kere Fransa’ya gitme fırsatım oldu, Tunus’a gitme fırsatımız oldu. Farklı kültürlerle ve sanatçılarla bir araya gelmenin nasıl bir şey olduğunu sağ olsun onun sayesinde gördüm. Ufkum genişledi. Bir de dünyanın çok önemli yerlerinde sanat merkezleri ve müzeler var, oralara giderek kendimi geliştiriyorum.
“Benim resimlerim neden burada olmasın, neden bu insanlara ulaşmasın?” diye kendi kendime soruyorum. Hayalim dünyanın birçok yerine resimlerimin gitmesi. En son 2021’de İngiltere’de Gallery Blue Rhino’da kişisel sergim oldu. Pandemiden dolayı sergimiz online olmak durumunda kaldı… Önümüzdeki yıllar umarım orada da fiziki ortamlarda sergim açılır. Yakınlarda Amerika’da Los Artidos diye yeni açılan bir oluşumda eserlerim sergilenecek ve satışa çıkacak… Norveç’te yine bir ressam abimin vesile olmasıyla bir galeri ile tanıştım, Norveç’e resimlerimi gönderiyorum… Bakalım önümüzde daha nerelere resimlerimi göndereceğim ve resimlerim nerelerde olacak.
İnsanın algısı geliştikçe, dünyaya bakışı değiştikçe ortaya koyduğu eserlerde değişir.
Ortaya koyduğu ne olursa olsun değişir. Mesela ben çok genç yaşlarda ailemden uzak yerlerde yaşamaya gittiğimde, kendime yemek yapmak zorundaydım. O zaman yaptığım yemeklerle şu an yaptığım yemekler arasında nasıl farklılıklar var? Damak zevkim gelişiyor, birçok yerden yeni tatlar alıyorsunuz , birçok yerden yeni lezzetler alıyorsunuz. Birçok yeni şey görüyorsunuz, görgü, deneyim geliştikçe, ortaya koyduğunuz eserde gelişiyor ve değişiyor.
O zamanlar yumurta ve makarna gibi basit yemeklerde yapıyordum ama şu an birçok yemek ve tatlıyı yapabiliyorum.
Sanatta da bu böyle.
Dediğim gibi resme ilk başladığım dönemler o zamanlar TRT’de yayın kopardı, yayın koptuğu zaman empresyonist ressamlardan birisi çıkardı ve arkasında da klasik bir müzik… Temellerimizi atan şeyler aslında onlar olmuş, öyle hatırlıyorum. Fransa’daki empresyonistler ile hayatım şekillendi, onlara yabancı değildim, aşinaydım… Daha sonra biraz zaman geçip resme daha çok ilgi duydukça Dali’yi tanıdım… Marc Chagall’ı tanımaya başladım… Yavaş yavaş soyut aşamalara kadar geldi… Dali dediğim gibi benim için algılaması daha kolaydı… Onun resimleriyle kendimde çok bağlantı buldum. Daha sonra Picasso’yu tanıdım… Dediğim gibi okudukça öğrendikçe değişiyor. Benim resimlerimde başta realist ve gerçekçi resimlerdi, daha sonra rüyalar ve sürrealizm işin içine girdi ve daha sonra da her şeyin bir arada olduğu şu anki dünyamızdan objeler figürler işin için girdi.
Çevremizde olan şeylere duyarsız kalamıyoruz.
Hayat eski filmler gibi siyah beyaz değil veyahut hayatımızda çok fazla renk yoktu. Şimdi hayatımıza çok fazla renk ve çok fazla şey giriyor ister istemez benim resimlerimde de her şeyin bir arada olduğu oluyor… Ben tuvalin karşına geçtiğim zaman resme çok fazla müdahale etmek istemiyorum, ne yaptığımı bilmek istemiyorum, kendimi burada unutmak istiyorum… O arada gözümden, kulağımdan, burnumdan geçen tüm imgeler, sesler, kokuların ve gündemdeki haberler hepsi resmime yansıyor. Resimlerime baktığınız zaman günümüzden bazı parçalar bulabilirisiniz… Sonuçta insan ne görmek isterse onu görür. Böyle bir gerçek var. Resimde değişecektir elbet, önceki resimlerim daha sadeydi şimdi ki resimlerim daha iç içe girmiş formlar ve dokunun bir aradalığı var yarın ne olur bilmiyorum… Kendime zorla bir tarz yüklemek istemiyorum, kendimi bir suyun akışı gibi hayatın akışına bırakıp sanat yoluna devam etmek istiyorum.
Bildiğim tek bir gerçek var son nefesime kadar resim yapacağım…